Wednesday, July 7, 2010

oy farfara farfaraa

o nefret ettiğim pencereden dolan bir-yerlerde-birileri-evleniyor-eminim sesini özlemişim, gariptir.

Monday, July 5, 2010

pazartesi pazarı.

girmemle beraber "ayyy, müşterileeğğğrrr!!!" diye bağıran pazarcının sesini duymam benim için bi hoşgeldin yerine geçti, bi ısınıverdim.

pazarcı: NE ALIRSAN İKİ BUÇUK LİRAAA!!!
velet: BONCUKLU TABANCA!

-bişeyler daha oldu burada, o esnada parçası beşer liradan süfer bişeyler bulup aldım yine, unuttum-

pazarcı: KAMPANYA BU TEZGAHTA! AŞKI MEMNU GELDİ BİHTER GELDİ BEHLÜL GELDİ.
(tam bir beyin iptali, evet tabii ki korsan kitap tezgahı) HEPSİ ALTI LİRA.

ve elinde sigarası, üstünde bej tünik ve salopetiyle, bileklerinde deri bileklik, parmaklarında bol bol yüzükler, ayağında sandaleti ile gezen ince uzun, kısa saçlı, kırk yaşlarındaki kadın. bi de tabii ki uzunca bir süre yanından uzaklaşmayı beceremeyen ben. sokak mokak yok sana evladım. pazarda bile rahat durmuyosun. otur oturduğun yerde. otur sıfır.
 

Saturday, July 3, 2010

yer: yeni indirime girmiş bir accessorize
velet: anneee bana böyle toka alır mısın
anne: hayır onlar kocaman kadınlar için
velet: büyüyünce alır mısıııın?
anne: büyüyünce alırım.
bununla ilgili olarak bana komik gelen kocaman kadınlar kısmı mı artık bilmiyorum, ama anne büyüyünce alırım dediğinde velede dönüp "you've been punk'd" diyesim geldi. büyüyünce yerine getirilecek sözler cephesinde dünyanın tüm sakinleri hala küçükler.

Friday, July 2, 2010

bir masa vardı.
etrafında üç kadın vardı.
ortancası kafası karışmış bir şekilde beceriksiz sigarasını tüttürüyor, yediği bokları anlatıyordu.
en büyüğü kafasındaki "bir küçücük kız çocuğu bak, duruyor orada haaağlaaa"yı bağırmamak için kendisini zor tutuyor, küçüğün saçmalamaları inanılmaz tanıdık gelse de ne diyeceğini bilmiyip kendi hatalarını yapması gerek diye avutuyordu kendisini.
bir de hiç konuşmadan yanlarında oturan o en küçükleri vardı ki, yüzündeki piç gülümsemesiyle en akıllılarıydı. diğerlerinin hali, kendi pasaklılığı çok komiğine gidiyordu.

sorun şu ki, ben o masayı etrafındakilerle birlikte yuttum.

Sunday, May 9, 2010

otobüs durağındaki reklam panosunun parçalanmış camının kaldırımda kümlenişinin pazartesi sabahı görkemi.

Friday, April 23, 2010

çocukken çocuk olmak dünyada en sevdiğim şeydi. ve dolayısıyla bugünün tatihinin temsil ettiği bayram da, her ne kadar yüksek ihtimalle yağmur yağsa da, o yağmurun altında yapmam gereken saçma sapan işler olsa da, etraf çok kalabalık olsa ve başım tutsa da, en sevdiğim günlerden biriydi. ne kadar büyürsem büyüyeyim o bayramı ktlamayı hep sürdüreceğimi düşünürdüm. çünkü ne kadar büyürsem büyüyeyim düzen denen saçmalıklara kendimi fazla kaptırmayacağımı düşünürdüm. ama ne bilirdim ki, yetişkinlerin düzen saçmalıklarına kendini kaptırmadan büyürken, bayram sözcüğünden önce önündeki milli sıfatını gören gözlerin de geleceğini. oynayacak bi çocuk olursa unuturum belki.

kurt. glee. vogue.

(ben yaptım)
lego yazın çıkaracakmış.
alırsam kimse şaşırmaz dimi.